ANKARA ANLAŞMASI-MUSUL KERKÜK SORUNU

Musul ve Kerkük Üzerinde Hak Talep Edebilir Miyiz?

Değerli okurlarımızın gelişen olayların ardından bizden sıkça istediği bir görevi yerine getirmek adına bu yazıyı yazma gereksinimi duydum. Herkesin sıkça sosyal medya ve diğer yayın organlarında denk geldiği IKYB’nin (Irak Kürt Bölgesel Yönetimi) bağımsızlık referandumu ile ilgili haberler, bazı soruların yeniden canlanmasına neden oldu. 1926 yılında imzalanan ve 1950lerde teyit ettirilen “Ankara Anlaşmasının maddeleri nelerdir?”, “anlaşmayı imzalayan ülkeler ne gibi şartları kabul etmiştir?”, “karışıklık durumunda Musul ve Kerkük’ün durumu ne olacaktır?” gibi soruları cevaplamaya çalışacağım.

Bilindiği gibi Kurtuluş Mücadelesi dönemi sonrasında ülke sınırlarımızın belirlenmesi konusunda bazı problemler yaşadık. Bunlardan biri de Irak ile aramızda olan sınırımızın belirlenmesiydi. Öncelikle belirtilmesi gereken nokta şudur; Türkiye-Irak sınırı 1926 Ankara Antlaşması ile belirlenmiş ve değiştirilemeyeceğine karar verilmiştir. Şimdi tarihin tozlu raflarına elimizi uzatarak uygun sıralama ile  bu konuyu derinden inceleyelim:

Emperyalist Baskı

Ülkemiz topraklarının doğusunda ve aşağısında bir kürdistan devleti kurma hayali Osmanlı Devletinin yıkılış dönemlerine kadar dayanmaktadır. Osmanlı Devleti halen varlığını sürdürürken bazı başkaldırma girişimleri söz konusu olmuş ancak başarı kazanamamıştır. Daha sonraları ülkemiz batının işgaline maruz kaldığında uzun bir Kurtuluş Mücadelesi vermiş; topraklarımızı çetin bir mücadeleden sonra düşman işgalinden kurtarmış ve hürriyetimizi tüm dünyaya haykırmıştık.  Ağır kayıplar ve yoksullukla çıktığımız bu savaştan maalesef topraklarımızın tamamını kurtaramadan çıktık ve artık gücümüz kuvvetimiz de kalmamıştı.

Bağımsızlığımızın ilanı sonrası sınırlarımızın çizilmesi noktasına gelince bazı problemlerle karşılaştık. Bunlardan biri Türkiye-Irak sınır sorunuydu. İngilizlerin önderliğinde batı, “Kürdistan Türkiye’den tamamen ayrılıp özerk olmalıdır.” gibi söylemlerle bize karşı mücadele verdiler. Daha öncesinde 1920 Sevr Anlaşması ile (62,63,64.maddeler) Türkiye’nin güneyinde Irak’ın kuzeyinde aşamalı olarak bağımsız bir kürdistan kurulması hükme bağlanmıştı, Musul ve Kerkük halkı kendileri istediği taktirde bu devlete katılabileceklerdi ancak bağımsızlık mücadelesi ile bu anlaşmayı yırtıp batının yüzüne atmıştık.

 

Lozan’da Hararetli Tartışmalar

Lozan görüşmeleri sırasında yeniden konunun gündeme gelmesi üzerine tartışmalar yeniden başlamış; bizse Türklerin ve Kürtlerin kaderleri ortak bir millet olduğu; ülkemiz vatandaşlarının ırk ve din farkı gözetmeksizin vatandaşlık olarak Türk olarak kabul edileceğini savunmuştuk. İngilizler yine devreye girmiş ve Kürtlerin Türklerden ayrı bir millet olduğunu belirterek özerk/bağımsız bir kürdistan tezini savunduklarını dile getirmişlerdi.

Mustafa Kemal Atatürk bu hararetli tartışmaların  devam ettiği süreçte Kürtlere ayrı bir sınır çizilmesinin doğru olmadığını belirtmiştir. Musul’u kaybetmek istemeyen Atatürk “Musul bizim için çok kıymetlidir: Birincisi civarında sonsuz servet teşkil eden petrol kaynakları vardır. İkincisi, bunun kadar önemli olan Kürtlük meselesidir. İngilizler orada bir Kürt hükümeti oluşturmak istiyor. Bunu yaptıkları takdirde bu fikir bizim sınırımız içindeki Kürtlere de sirayet edebilir. Bu fikre engel olmak için sınırı güneyden geçirmek lazımdır…” demiştir.  Çözümü; ülke sınırlarımızı Musul ve Kerkük altından geçirmek yani bu bölgeleri ülkemize katmakta bulmuştur.

Türkiye Lozan’da İngiltere’in bu bağımsız kürdistan planını bozmuş ancak Musul’u alamamıştır. İsmet İnönü’nün çabaları, Musul’u almaya yetmemiştir.

Ankara Antlaşması 1926

5 Haziran 1926’da Türkiye, Irak ve İngiltere arasında Ankara Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile günümüz Irak sınırımız çizilmiştir.

Antlaşmanın 1. Maddesinde bugünkü sınır detaylı anlatılmış ve kabul edilmiştir.

Antlaşmanın 5. Maddesinde bu sınırların “ kesinliği ve bozulmazlığı ” kabul edilmiş, bunu değiştirmek amacıyla herhangi bir girişime geçmemeyi kabul etmişlerdi devletler.

Antlaşmanın belirli bir süresi yoktu ve süresizdir. Sınırlar değiştirilmemek üzere çizilmiştir. Bu antlaşma ile Musul alınamamış ancak kürdistan projesine balta vurulmuştur.

 

Petrol Sorunu

Günümüzde halkımızın en çok tartıştığı noktalardan biri de petrol sorunudur. Halkımız; Irak petrollerinde hakkımız olduğunu iddia etmektedir. Gerçek tam anlamıyla bu şekilde değildir.

Ankara Antlaşması 14.maddeye göre 25 yıllık süre için ırak petrol gelirlerinin yüzde 10’u hakkımız olacak şekilde anlaşılmıştır. Irak ve İngiltere yetkilileri bu payı 500.000 sterlin nakit ödeme olarak ödemeyi teklif etmiş ancak Türkiye bu teklifi reddederek 25 yıl süre için yüzde 10’luk kar payını istemiştir. Irak’ta petrol 1927’de çıkarılmaya başlanmış, boru hattı 1934’te tamamlanmış, 1951’e kadar 18 yıllık süreç için petrol geliri alınmıştır. Kayıtlarda 1955’e kadar alındığına dair senetler tutulmuştur. Ancak daha sonra Irak’ta yaşanan devrim sonrası ülkemiz kalan payı almayı talep etmemiş ve bu konu unutulup gitmiştir.

Anlatılan Koca Bir Yalan

Günümüzde yaşanan gelişmeler sonrası bu konunun yeniden gündeme gelmesiyle bazı medya kuruluşları rayting veya başka bir çıkarım amacıyla bazı yalanlara başvurmuştur. Bahsettikleri yalan “Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanması şartıyla” Musul’un Irak toprağı kabul edildiği ve bütünlük bozulduğunda hak iddia edebileceğimizdir. Anlaşma maddelerine göre böyle bir şey söz konusu değildir. Her şeyi doğrusuyla anlamanız için siz okurlarıma antlaşmanın maddelerini en aşağıya sıraladım.

Misak-ı Milli sınırları

Tavsiyeler

Ülkemiz, Irak-Türkiye sınırı çizildiğinden beridir bu bölgede yaşanan en büyük olay ve oyunlara tanık olmaktadır şuanda. Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin bağımsızlık mücadelesi, 1926 yılında yapılan antlaşma, Atatürk’ün o yıllarda sınırlar ile ilgili düşünceleri, PKK ve PYD sorunu göz önünde bulundurulduğunda kendimizi ciddi bir oyunun tam göbeğinde bulmaktayız. Devletimiz gelişen olayları hiç olmadığı kadar dikkatli takip etmek zorunda ve doğru adım atmak mecburiyetindedir. Ülkemizin bütünlüğüne zarar verecek adımlara karşı en doğru adımlar düşünülüp gerektiği anda atılmalıdır, bunun için dış baskı veya herhangi bir kayıptan korkmamalı, başı dik durmalıdır. Bu masada oyun oynanan değil, oyunu oynayıp bozan konuma gelmek için mücadele etmek gerekmektedir.

 

Bilg. Müh. Enis EKİNCİ

 

Antlaşma Maddeleri:

Madde 1: Türkiye ile Irak arasındaki hudut Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir.

 

Madde 2: Son fıkrası saklı kalmak üzere 1. maddede tesbit edilmiş hudut bu antlaşmaya bağlı 1/250000 ölçekli harita üzerinde gösterilmiştir. Metin ile harita arasında aykırılık vukuunda metin geçerli olacaktır.

 

Madde 3: 1. maddede tasrih edilen hudut hattını arazi üzerinde belirlemek üzere bir “Hudut Komisyonu” kurulacak, bu komisyon Türkiye Hükûmetince tayin olunacak iki yetkili ve İngiltere ile Irak hükûmetleri tarafından beraberce tayin edilecek iki temsilci ile uygun gördüğü takdirde Doğu Türkistan Cumhurbaşkanınca Doğu Türkistan vatandaşları arasından seçilecek bir başkandan oluşacaktır. Komisyon en kısa sürede ve en geç bu antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak altı ay içinde toplanacak ve çoğunluğun alacağı karara bütün tarafların uyması mecburî olacaktır.

Tahdid-i Hudut Komisyonu her durumda bu antlaşmadaki tarifleri pek yakından takibe gayret edecek, komisyonun masrafları Türkiye ile Irak arasında eşit olarak taksim olunacaktır. İlgili devletler komisyonun vazifesini yapabilmesi için gerekli yerleşme, işçi, malzeme ile ilgili bütün mevzularda gerek doğrudan doğruya gerekse mahallî makamlar eliyle yardım etmeyi taahhüt ederler.

Söz konusu devletler bundan başka komisyonca konulacak nirengi noktalarına, hudut işaretlerine kazık ve alâmetlere riayet etmeyi taahhüt ederler.

Hudut işaretleri birinden diğeri görülebilecek surette yerleştirilecek ve üzerlerine numara konulacaktır. Bunların mevkileri ile numaraları bir harita üzerinde gösterilecektir.

Hudut belirleme kesin zabıtnamesi.; ve buna ekli harita ve vesikalar üç nüsha olarak tanzim edilecek ve bunlardan ikisi hemhudut devletlerin hükûmetlerine ve üçüncüsü, aslına uygun tastiklenmiş suretleri Lozan Antlaşması’na imza koyan devletlere tebliğ edilmek üzere, Fransa Hükûmeti’ne verilecektir.

 

Madde 4: 1. madde mucibince Irak’a terkedilen arazideki ahâlînin tabiiyyeti Lozan Antlaşması’nın 30-36. maddelerine dayanılarak halledilecektir.

Taraflar Lozan Antlaşması’nın 31, 32 ve 34. maddelerinde kayıtlı, seçme hakkının bu antlaşmanın yürürlüğe konulduğu tarihten başlayarak on iki ay müddetle geçerli olabileceğini kararlaştırmışlardır.

Bununla beraber Türkiye, ahâlîden seçme haklarını Türkiye uyruğu için kullananların işbu haklarını tanımak hususunda hareket serbestisini muhafaza eder.

 

Madde 5: Taraflardan herbiri 1. maddede belirlenen sınır hattının kesin ve bozulmaz olduğunu kabul ederek bunu değiştirmeye matuf her türlü teşebbüsten sakınmayı taahhüd eder.

 

Madde 6: Taraflar bir veya birkaç silahlı kişinin sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak maksadıyla girişecekleri hazırlıklara, sahip oldukları bütün vasıtalarla karşı koymayı ve bunların sınırdan geçmelerine mani olmayı karşılıklı olarak taahhüd ederler.

 

Madde 7: 11.maddede zikredilen yetkili memurlar sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak için bir veya birkaç silahlı kişinin hazırlıklarda bulunduklarını haber aldıklarında ihmal etmeden birbirlerini haberdar edeceklerdir.

 

Madde 8: 11.maddede zikredilen yetkili memurlar, bulundukları yerlerde yapılmış olabilecek bütün yağmacılık ve haydutluk fiillerinden karşılıklı olarak birbirlerine haber vereceklerdir.

Haberdar edilecek memurlar ellerindeki bütün vasıtalarla söz konusu fiillerin fâillerinin sınırdan geçmelerine mani olmaya gayret edeceklerdir.

 

Madde 9: Silahlı bir veya birkaç kişi sınır mıntıkasında bir cinayet veya cürüm işledikten sonra diğer sınır mıntıkasına ilticâ ederse oranın, bu kişileri silahları ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafa teslim etmesi mecburîdir.

 

Madde 10: Antlaşmanın işbu faslının tatbik mıntıkası Türkiye’yi Irak’dan ayıran bütün sınır ile bu sınırın iki yanında 75 km. derinliğinde bulunan mıntıkadır.

 

Madde 11: Antlaşmanın işbu faslını tatbik etmekle görevli yetkili memurlar şunlardır: Umumî işbirliğini tanzim ve alınacak tedbirlerin mesuliyeti kendilerinde olmak üzere; Türkiye tarafından askerî sınır kumandanı, Irak tarafından Musul ve Erbil mutasarrıfları; mahallî bilgilerin ve acil tebligatın teatisi için Türkiye tarafından vâlilerin uygun görmesi ile tayin edilecek memurlar; Irak tarafından Zaho, kaymakamı; İmâdiye, Zibar, Revanduz kaymakamlarıdır.

Türkiye ve Irak hükûmetleri gerek on üçüncü maddede zikrolunan Dâimi Hudut Komisyonu marifetiyle ve gerek siyasî yolla birbirini haberdar ederek, idarî sebeplerden dolayı yetkili memurların listesini değiştirebileceklerdir.

 

Madde 12: Türkiye ile Irak memurları diğer taraf uyruğundan olup, kendi toprakları üzerinde bulunan aşiret beyleri, şeyh veya öteki azaları ile resmî veya siyasî mahiyete sahip her türlü haberleşmeden kaçınacaklardır. Taraflar sınır mıntıkasında diğer devlet aleyhine yönelmiş hiçbir propaganda teşkilâtına ve topluluğuna izin vermeyeceklerdir.

 

Madde 13: Antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasını kolaylaştırmak ve genellikle sınır üzerinde iyi komşuluk münasebetlerini sürdürmek üzere zaman zaman Türkiye ve Irak hükûmetleri tarafından karşılıklı olarak tayin edilecek, eşit sayıda memurlardan mürekkeb bir “Dâimî Hudûd Komisyonu” kurulacak ve en az altı ayda bir kere ve durum gerektirdiği takdirde daha sık olarak toplanacaktır. Sıra ile Türkiye ve Irak’da toplanacak olan bu komisyon, antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasına müteallik işleri ve ilgili sınır mıntıka memurları arasında anlaşmazlığa sebebiyet veren, diğer her türlü sınır meselelerini dostça çözmek vazifesiyle mükellef olacaktır. Komisyon bu antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihi takib eden iki ay zarfında ilk olarak Zaho’da toplanacaktır.

 

Madde 14: Her iki ülke arasında ortak çıkarlar sahasını genişletmek maksadıyla, Irak Hükûmeti bu antlaşmanın yürürlüğe konulması gününden itibaren 25 sene müddetle, 14 Mart 1925 tarihli İmtiyaz Mukavelenamesi’nin 30.maddesi mucebince “Turkısh Petroleum Kumpanyası”ndan, petrol ihraç edebilecek olan şirketlerden veya şahıslardan, teşkil edilecek olan muavin şirketlerden sağlanan gelirlerin %10’unu Türkiye Hükûmeti’ne ödeyecektir.

 

Madde 15: Türkiye ve Irak, dost devletler arasında geçerli bir “suçluların iadesi” antlaşması yapmak üzere açık müzakerelere girişmeğe karar vermişlerdir.

 

Madde 16: Irak Hükûmeti kendi ülkesinde ikamet eden şahısları bu antlaşmanın imzasına kadar Türkiye lehindeki düşünce ve siyasî hareketlerinden dolayı tedirgin etmemeği ve onlara en geniş manada bir genel af tanımayı taahhüd eder.

Bu konuda verilmiş mahkeme kararlarının hepsi geçersiz kabul edilecek ve sürdürülmekde olan bütün kovuşturmalar durdurulacaktır.

 

Madde 17: Bu antlaşma tasdiknamelerin teatisinden itibaren yürürlüğe girecektir. Antlaşmanın ikinci faslı antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on sene müddetle yürürlükte kalacaktır.

Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki sene sonunda taraflardan her biri söz konusu faslı kendi açısından feshetmek hakkına sahip olacaktır. Keyfiyet, feshin bildirildiği tarihten itibaren bir sene sonra geçerli olacaktır.

 

Madde 18: Bu antlaşma taraflarca tasdik edilecek ve tasdiknameler süratle Ankara’da teati edilecektir. Antlaşmanın tasdiklenmiş suretleri Lozan Antlaşması’nı imza eden devletlere gönderilecektir.

 

Ek: Bu fasıl Türkiye ile Irak arasında sınır hattının Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırılmış güzergâha göre tespit olunan kesin şeklini açıklamaktadır.

Antlaşmanın imza edilmesinden sonra aynı gün İngiltere Büyükelçisi Sir Ronald Sharl Lındzey ve Irak Temsilcisi Nuri Said Paşa tarafından Hâricîye Vekili Tevfik Rüşdü Bey’e yazılan notada 14. maddeye atıfla, antlaşmanın yürürlüğe konulmasını takib eden on ay zarfında Türkiye Hükûmeti sözkonusu olan yıllık paylarını sermayeye tahvil etmek isterse Irak Hükûmeti’ne bu talebini bildirecek ve Irak Hükûmeti bu ihbar üzerine otuz gün içinde o madde hükmünün tamamıyla yerine getirilmesi için Türkiye Hükûmeti’ne 500 bin İngiliz Lirası ödeyecektir.

Türkiye Hükûmeti, söz konusu yıllık payını bir üçüncü tarafın ödemeye hazır olabileceği fiyattan daha fazla olmamak üzere Irak Hükûmeti’ne satın alma fırsatı vermeden elinden çıkarmamayı taahhüd ettiği ve bu notaların antlaşmanın tamamlayıcı parçasını oluşturmasını kararlaştırdıklarını tebliğ etmişti.

Hâricîye Vekili Tevfik Rüşdü Bey de Sir Ronald Sharl Lindzey ve Nuri Said Paşa’ya, tarafına gönderilen notayı senet saydığını bildirmişti.

 

 

Cevap bırakın